Yemek Yemenin Zararları (Yiyecek Seni Öldürür!)

yiyeceklerin zararı

Bedenin, yiyeceklerin sana şantaj yaptığının göstergesi. Erken yaşlanman, senin azla yetinmekten uzak olduğunu, aklını kullanmadığını ve sevgi yoksunluğunu ortaya koyuyor. İnsanoğlu, ölüme sadık olduğu kadar yiyeceğe de sadakatle bağlıdır.

Günde bir kez ye ve azla yetinen biri ol!

Bir gün buna hazır olduğunda, tek bir öğün yemeğin bile aşırı olduğunu anlayacaksın. İnsanın iç organları yemekleri sindirip atmak için yaratılmadı.

İnsanın organları, bütün organları düşlemek üzere oluştu! Bu onların doğal işlevidir. Beden besinlerden arındığında, yüz daha zarifleşir, zihin açık, hazır ve hızlıdır. Hücreler bile minnettar kalırlar, kendilerini yenilerler; bir iyileşme süreci, bir yeniden doğuş, yani öncelikle bedende sonra olaylar dünyasında kendini gösteren varoluşun yenilenmesi işte böyle başlar.

Yemek gerçekten gerekli mi?

Yiyecekten daha yüce bir besinin sırrını bilen eski yenilmezlik okullarıyla ilgili öyküler vardır. Çok eskiden beri, hatta İskender’in fetihlerinden bile yüzyıllar önce, Makedon savaşçıları yeme alışkanlıklarını en aza indiren ve bununla yetinmeyi bilenler arasındaydı. Onlar, aynı zamanda cesaretleriyle en çok korku salan ve eşsiz yetenekleriyle de ünlü savaşçılardı. Adamlarıyla birlikte aynı zorluklardan, hatta en çetin mücadelelerden geçmiş olan İskender’in kendisi de çok az yemek yerdi, günde tek bir öğünle yetinirdi. Onun yenilmezliği bir efsaneydi; savaş meydanında yanındakiler bedenlerine saplanan oklarla yere yıkılırken, kendisi ok yağmurunun içinden geçerken hiç yara almadan çıkardı.

yiyecek zararları
hhayvanlar bize emanettir

Organların yemeğe ne kadar ihtiyacı var?

Organlar yiyecekten arındığında, kendi gerçek ve doğal işlevlerine, düşlemeye yeniden dönerler. Düşleme gücüyle, günlük yaşamında bir insan neyi isterse, onu maddeye dönüştürür. Yiyecekten sakınmak, oruç tutmak demek değildir. Yerine başka bir şeyi koymaktır.

Yaşam kaynağı olarak dış dünyaya inanmaktan vazgeçtiğinde, artık olur olmaz yiyecekleri yiyemez, kaba saba şeylerle beslenemezsin. Yüksek sorumluluğunun bilincine varmış bir insanlık, hem varoluşun niteliklerini yükseltmek yoluyla, hem de yeni bir düşünce, hissetme, nefes alma ve hareket etme biçimiyle, alternatif bir besin kaynağını keşfedecektir. Gerçek besinimiz olan bu yiyeceğin menşei bizdendir ve sadece tanımlanmış dünya yerine kendi irademiz hayatlarımızı yönetmeye başladığında yeniden erişilebilir olacaktır.

Vizyonunu Değiştir

Vizyonunu altüst et, bakış açını değiştir. Güzelliklere, sanata, müziğe, eğlenceye, gerçeği aramaya ve kendini bilmeye ne kadar çok kaynak ayrılabileceğini bir düşün. Yiyecekten arınmış bir toplum, hastalıktan, yaşlılıktan ve ölümden kurtulmuş bir toplum olacaktır.

Kesimevlerinin ve çiftliklerin olmadığı bir dünyada suç örgütleri ve yoksulluk olmayacak, fakir mahalleler, savaşlar ve çekişmeler yaşanmayacaktır. Hatta sosyal hizmet çalışanları bile olmayacaktır.
Yiyecekten arınmış bir dünya, ideolojik bölünmelerin, boş inanışların ve dinlerin bulunmadığı bir dünya olacaktır. Açlık çeken çocuklar veya bakım evleri olmayacaktır. Mahkemesız, hastanesiz, mezarlıksız bir dünya olurdu şüphesiz. Kaynakların, insanlığın en büyük düşünü gerçekleştirmeye ayrıldığı bir dünya.

Yemek Yemenin Zararları (Yiyecek Seni Öldürür!) 1

Varoluşun üstün amacı

İnsanlık, kendi korkularının gerçeğe dönüşmesi olan ölümü ve felaket düzenini yenmeyi başardığında, insanlar doğuştan hakları olanı ele geçirip, varoluşlarının üstün amacı olan fiziksel ölümsüzlüğe erişebilirler.
Yiyeceğe inanmayı bırakmış, yani yemek ihtiyacından kurtulmuş bir toplum, nesilden nesle aktarılan açlık saplantısı ve onun insanı dehşete düşüren tüm uzantılarını arkasında bırakınca, çok daha amansız bir düşmanla yüz yüze gelir; yememenin sıkıcılığı.

Yeme Öğretisi

Bugünkü koşullarında insanlık, yeme alışkanlığının zararlı olduğunu anlasa ve yemekten vazgeçmeye ikna edilse bile, yiyeceklerin ortadan kalkmasıyla yaşamında açığa çıkacak sonsuz zamanı göğüslemek zorunda kalacaktır. Bütün öğretiler ve dünya zevklerinden elini eteğini çekenlerin gelenekleri bakımından yiyeceklerle ilgili olan geleneklerine yüz çevirmekte neden her zaman çok zorlandıklarını ve bunu neredeyse imkânsız saydıkları gerçeğinin kapısını açacak tek anahtardır. Hatta öyle ki, tarihler boyunca yiyeceğe diıenebilenler sadece azizler ve inzivaya çekilen keşişler olabilmiş ki, bu durum onlar için de genel olarak kısmi ve geçici bir zaferden öteye gidememiştir.

Ölüm Saplantısı

Hâlâ ölüm saplantısıyla korkan ve ölümün kaçınılmaz olduğundan emin olan içgüdüsel -zoolojik- bir insanlık, yiyeceğe bağımlı kalmaktan başka bir şey yapamaz ve bu şişmanlatan, ölümcül besinlerle dışarıdan beslenmeden yaşayamaz. İçten beslenme, farklı bir düşünce ve nefes alma yönteminin doğal bir sonucudur ve olumsuz duygularla yönetilen çatışmacı kişiden, bütünle uyum içinde olan dikey kişiye geçiş demektir.

Ekonomi olarak adlandırdırılan şey, aslında en zengin ülkelerde bile bir hayatta kalma mücadelesinden başka bir şey değildir. Ne var ki, artık kabul edilemeyecek bedeller karşılığında ayakta tutulmaktadır. Bir toplum, düşüncenin yaratıcı gücünü ve onun besleme kapasitesini kavrayabilsin diye her bir bireyi için olduğu kadar, tüm insanlık için de daha iyi ürünler ve hizmetler üretecektir. Yüklerinden kurtularak, hafiflemiş, daha esnek ve düşleyen bir toplum, kendisini her bireyinin eğitimine ve onun her bir hücresinin mükemmelleşmesine adayacaktır.

Kökten değişim

Böylesi kökten bir değişim kalabalık kitlelerle yapılamaz. İnsanlığı eğitmek için her bir bireyin ve her bir hücrenin içinde yeni bir vizyon açılması gerekir. Kendi yazgısına başkaldırabilmesi ve içimize işlemiş, dışarıdan alınacak bir şeyle beslenebileceğimize ve bizi iyileştirebilecek şeyin de yine dışarıdan sağlanacağına olan inançlarımız gibi, içimizde yer eden her bir kötülüğü kökünden tutup çıkarmak üzere mücadeleye girişmek gerekir.
Bu boş inanışlar, anlamlarını en çok ilaç ve gıda endüstrilerinde bulmaktadırlar. Varlığını oluşunu unutunca, insan şeytani bir üretim döngüsünün son halkası haline gelmektedir.

Tüyler ürperten bir masalda veya bir korku filminde olduğu gibi, böylesine ağır bir büyünün etkisi altında kalmış insanlar da, yaşantılarının yarısını yiyerek, diğer yarısını da ilaç tedavilerinin kontrolü altında geçirmek zorundadır. İnsanlığın en önemli görevi, düşleme sanatım öğrenerek ve bundan yararlanarak kendisini aşmaktır. Bu nedenle de beslenme gereksinimi ve gerekliliği, mutlak minimuma indirilmek zorundadır. Bu içten dışa uzanan bir süreçtir. Bu denli önemli bir anlaşılmazlığı ancak yeni bir eğitim anlaşılır kılabilir.

Doğru algıya geçiş

Bu geçiş aşama aşama olacaktır, üstelik zengin ülkelerde çoktan başladı bile. İnsanlık giderek daha az yiyecek! İnsanoğlu bir gün, plankton dolu bir denizde yüzdüğünü ve gereksinim duyduğu anda zahmetsizce ve mücadeleye girmeden, sonsuz kaynağı kendisinde bulunan besinle donatılmış olduğunu keşfedene dek, bu gereksinim de azalarak sürecektir.

İnsanın yeme konusundaki görüşü farklı bir şekil kazandığında ve yepyeni bir sayfa açarcasına şimdiye kadar inandıklarını alt üst etmeyi başardığında, daha gelişmiş bir insanlık, eski alışılmış yiyeceği daha zekice bir gıda ile değiştirecektir..Kendisine uyutularak dayatılan bu gereksinimi bir kez ortadan kalktığında, insan, diğer yaptığı işlerde olduğu gibi, yemek ya da yememek konusunda da seçim yapacaktır.

Anorexy Hastaları

Anorexy hastaları iştah kaybı yaşayanlar hasta değillerdir, onlar daha yüksek seviyedeki daha gelişmiş bir insanlığın öncüleridirler. Onlar ölüm dağıtan sektöre başkaldıranlardır.

Hiçbir insan iştah kaybından ölmez. Anoreksi Hastası diye adlandırılan bu insanlar, sadece ilkel ilaçların ve onların yeni insanlığın öncüleri olduğunu kabul edemeyen ve buna henüz hazır olmayan yakın çevrelerinin birer kurbanıdırlar.

Sen, kötü alışkanlıklarından’ vazgeç artık. Azla yetinen biri ol! Ama unutma, buna hazır olana dek, sakın oruç tutmaya veya gece uyanık kalmaya çalışma. Yemeğini ne zaman bir lokma ile sınırlayacağını, ne zaman bir dakika az uyuyacağını bileceğin bir zaman gelecek ama daha önce bunun üstünde yıllarca, yıllarca çalışmamız gerekir.

İnsanı zehirleyen yiyecek değil, ona bağımlı olması, yani onun kendisi için zorunlu olduğuna inanmasıdır. Azizler ve dünya nimetlerinden elini eteğini çeken keşişler bile azla yetinme öğretisinin esas amacını kaçırdılar. Azla yetinmek, yiyeceği ortadan kaldırmak değil, ona olan gereksinimi, bağımlılık halini yok etmektir.

Yiyecek ve uyku

Yiyecek ve uykuyla ilintili dinsel ve ruhsal öğretilerin sis perdesinin arkasında, insan genellikle kendine zarar verme ve kendini ortadan kaldırma arzularını gizler.

Bilim tapınaklarının, yardımsever kuruluşların, ilaç laboratuvarlarının, gıda sanayisinin, dinsel yardım ünitelerinin, güzellik enstitülerinin, keşişlik ve katı kurallara bağlı din okullarının bilinçsizce ölüme hizmet ettiklerini görmelisin; onlar da bu ölüm düzenini beslerler, ve bu düzendeki ekonomik felaket ile de beslenirler. Onların sağlık ve refah, mutluluk ve uzun yaşam mesajlarının altında, bilinçsiz olarak ölüme kayıtsız şartsız bir bağlılık, çok güçlü bir hizmet anlayışı yatmaktadır.

Kahramanlar, azizler

Kahramanlar, azizler, kuruluşlar, tüm bu kişiler insanlığa hizmet etmektedir, aslında onlar, kendi kendini yok eden bugünkü insanlığa hizmet etmektedir. Daha gelişmiş bir toplumda, yoksulluğun ve hastalığın sürekli var olmasına yarayan çarpıtılmış öznecilikleri ve çürümüş hayırseverlikleri yüzünden bunların hepsi yasadışı sayılacaktır.

Dünyayı iyileştirmek

Dünyayı iyileştirmek, kendini iyileştirmektir. Dünyayı senin dünya görüşün yaratır. Bu sana son derece karmaşık, saçma, hatta tümüyle mantıksız gelebilir, ama dünya tam da senin düşlediğin gibidir. Onu sen hasta ediyorsun. Onu harap eden tüm çatışmaların, felaketlerin, açlığın ve işlenen suçların tek sorumlusu sadece sensin.

Sen özünle yeniden bir bütün olduğunda, dünya ebediyen iyileşecektir!

Stefano D’Anna’nın Tanrılar Okulu kitabından derlemedir.

Stefano E. D’Anna

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir