Antigravite (İtişim) Gelecekte yerçekimine karşı konulabilecek mi?

Gelcekte insanlığı bekleyen teknolojilerin temeli neye dayanıyor? Yerçekimine karşı konulabilir mi? Antigravite (İtişim) nedir, ne değildir.

Evrensel yerçekimi kuvvetinin Newton’ dan bu yana 300 senedir bilimin temel direklerinden biri olduğu kesin. Einstein’in İzafiyet Teorisi’yle önerdiği düzeltmeden ve 20. yüzyılın ortalarında geliştirilen kuantum yerçekiminden henüz ölçüilememis yerçekimi dalgalarina ve NASA ve diğerlerinin bunlarla ilgili uzayda gerçekleştirmeyi planladığı dev projelere kadar bolca teori var.

Yerçekiminin kesfi bilim ve teknolojide büyük başarıya vol açti, çünkü araştırmacılar yerçekimi kuvvetinin bize ve uzaya etkisini başarıyla ölçebildi. Yerçekimi fikri üçüncü boyutun özgürluk bilincinin potansiyelini tam olarak kullanmamızı sağladı. İnsanoğlu yerçekimini aşmak için yaratıcı teknolojiler geliştirdi ancak herkes bu kuvveti ortadan kaldıramayacağımızı, sadece karşı koyabileceğimizi kabul etti. Yerçekimine karşı koyma çabası, gerekli araçların geliştirilmesi için çok büyük miktarda enerji harcamamızı gerektiriyordu. Bu kuvvet bizi doğduğumuz coğrafi konuma bağladı ve hareket sınırlarımızı şekillendirmeye devam ediyor.

Dört boyut teorisi doğruysa, bu sınırlayıcı özgürlük bilincini geliştirmenin vakti geldi. Kulağa ne kadar iddialı gelse de yerçekimi paradigmasını yıkacak fikirleri düşünmemiz gerekiyor. Dört boyut teorisi doğruysa, yerçekimi 21. yüzyılda devrim getirecek kanunlardan ilki olacak. Bunun nasıl gerçekleşeceğini bilmiyorum ama önerilecek teoriyi temel alarak geliştirilecek teknolojiler sayesinde yerçekimi günümüzdeki kadar önemli ve etkili olmayacak. Bu teknolojiler bize yerçekimi dahilinde daha özgürce dolaşma olanağı sunacak.

1990’lı yillarnn sonunda devrimci bilimciler ilk adımları atmaya başladı. Bilim tarihinde büyük fırtınalar yaratacak bir devrimin başında olabiliriz. Bu devrimin adı yerçekimi engellemesidir. (gravity shielding). Bu devrim henüz gelişme aşamasında, ancak başlangıcın anlatabiliriz.

1996 yılında bir araştırmacı, Finlandiya’daki Tampere Üniversitesi, dünyadaki diğer araştırmacıları öfkesini çeken genç bir araştırmacıyı azletti. Adı EugenePodkletnov olan araştırmacı bundan önce Moskova’da lisansüstü derecesini almış ve Tampereye dktorasını yapmaya gelmişti. 1992 yılında yayınladığı makalesinde süper iletkenlerden yapılan bir diski döndürerek üzerindeki yerçekimini azaltmayı başardığı deneyini açıkladı.

Raporunda yazılana göre dönen diskin üzerindeki yerçekimi normal değerinin %0.3 altındaydı. Bu makale zamanında hiç ilgi uyandırmadı. Podkletnov 1996 yılında önemli bir dergi olan British Jorurnal Physics’e  meslektaşıyla birlikte laboravarında geliştirdiği yeni bir tekniği kullanarak diskin üzerni yerçekimini %2 oranında azalttıkları deneylerle ilgili makale gönderdi. Bu sefer makalesi incelendikten sonra bir sayıda yayınlanmasına karar verildi. Ancak kader bu devrimin sessizce ortaya çıkmasını engelleyecekti.

Derginin o sayısı basılmadan önce, derginin çalışanlarından biri olan lan Sample tüm hikayeyi İngiliz Sunday Telegraph’ın bilim muhabiri Robert Matthews’ a sızdırdı ve hatta sansasyonel bir yan da ekledi. Böylece 1 Eylül 1996′ da Matthews manşetten Finlandiyalı bilim adamlarının dünyanın ilk antigravite aracını ortaya çıkaracağını yazdı. Aynı gün, manşetin bilim adamlarında neden olduğu öfkenin ardından, Podkletnov’un çalıştığı laboratuvarın başkanı gazetelere bir savunma yazdı; genç araştırmacının deneyi kendisinin bilgisi olmadan gerçekleştirdiğini ve bu yüzden bu araştırmayı desteklemediğini vurguladı. Bundan hemen sonra Podkletnov’un araştırma ortağı deneylerle kendi adını da içeren makaleyle ilişkisini inkâr etti. Mahkemeden Podkletnov’un ismini anmasını yasaklayan bir emir çıkarttı; bu kişinin adı hala bilinmiyor. Ortaya çıkan karmaşa Podkletnov’un makalesini geri çekmesine neden oldu.

Karşısına çıkan bilim adamları bilimsel açıdan bunun imkânsız olduğu söylemişti, Yerçekiminin sadece önünü kestiğini vurguladı. Bu makale hiçbir zaman Journal of Physics’de kabul edildiği şekliyle yayınlanmadı. Daha sonraları değişik dergilerde başka versiyonları yayımlandı. Buna rağmen deneyini yaptığı laboratuvara yeniden girmesine izin verilmedi ve Moskovaya dönerek aracını geliştirmeye devam etti.

Bundan seneler sonra Podkletnov yeniden uluslararası bir firtına yarattı. İtalyan fizikçi Giovanni Modanese’yle birlikte yerçekimini iten, sürekli bir ışın yaratabilen bir araç tasarladığını açıkladı. Görgü tanıklarına göre bu araç 15 metre uzaktaki bir binadaki sarkacı hareket ettirebiliyordu. Eleştirmenlerin tereddütleri sonucunda Podkletnov ışının bilojik dokulara zararlı olabileceğini kabul ederek bu deneylerini tekrarlamadı.

Benzer haberler dünyanın her yerinde zaman zaman ortaya çıkıyor, Bu haberler bazen Avusturya Araştirma Merkezi gibi saygın araştırma merkezlerinden, bazen NASA dan, bazen de çılgın insanların özel laboratuvarlarından çıkıyor. Çok az enerji kullanarak veya geometrik gövdeleri ve karmaşık hammaddeleri sayesinde şaşırtıcı biriçimde uçabilen model uçaklar geliştiriliyor. Sonunda bu buluşun güvenilirligi artarsa, bunun anlamı ne olacak? Etkileri ne olacak? Gelişmelerin bizi tamamen hazırlıksız yakalamaması için bu soruları sormalıyız. Antigravite hareketinin iddialarının doğru olup olmadığını zaman kanıtlayacak.

Bilimdeki merkezi akımın eleştiri ve şüpheleri nedeniyle bu akım yolun başında gizli yürüyen bir araştırma hareketiydi. Ancak devamının nasıl geleceği bilinmez. Bu neye benzer? 20. yüzyılın teknolojilerini tek bir açıklama ile özetlemeniz istense, nasıl bir cevap verirdiniz? Yüzyılın onemli teknolojilerinin kaynağı olan tek bir bilimsel buluş düşünmemiz gerekse, neyi seçerdik? Bence listenin başına bir kavram veya unsur geçerdi. Atom veya daha doğrusu elektron.

Bilim tarihinde elektronun ilk başta nasıl kabul gördüğüne bakalım. 1923 yılında Nobel Fizik Ödülü sahibi Robert Millikan, “İnsanoğlu atomun gücünden hiçbir amaç için yararlanmayacak,” dedi. Ama kendisinin bu alıntısını Millikan’ın elektronu inceleyen ilk fizikçilerinden biri olduğu gerçeğiyle birlikte değerlendirirsek, en büyük araştırmacıların bile yapabileceği hataların büyüklügünü görürüz. Millikan ellili yıllarda hayatını kaybetti ancak insanoğlunun elektronları bilgisayar adı verilen araçlar sayesinde kullandığını görseydi herhalde gözlerine inanamazdı. Bu kadar bilgili ve eğitimli bir insanı böyle büyük bir hata yapmaya iten neydi?Aynı zamanda Einstein’in İzafiyet Teorisi’ni de ancak seneler sonra, her taraftan gelen ispatlardan sonra kabul etti.

Antigravite araştırmaları, 21. yüzyılın başında bize tamamen mantıksız gelen alanlardan biri. Ancak bu konuyu inceleyenlerin faydalandığı zihin yapısı, fiziksel özgürlük bilincinin üçüncü boyutu tarafından oluşturulan bir modeldir. Büyük emekler sonucunda öğrendiğimiz modellerin içinde hareket ediyoruz. Bu modeller yararlı ve kimse onları derin bir araştırmadan geçirmeden bir kenara atmamalı. Bu, bilimsel paradigmanın özelliğidir. Bu bakış açısından Millikan kendi bilimsel alanına büyük inanç duyan biriydi. Ancak her bilimsel paradigmanin amacının daimi gerçek değil, sadece düşünsel bir model olması gerektiğini unutmamalıyız. Her paradigma iyice incelenmeli ve eleştirilmeli ki yararlı paradigmalara doğru yol alabilelim.

Maalesef bilimsel paradigmanın gerçek amacını unutan bilim adamları da var. Bu kişiler kendilerini bilimsel konularda yetkin görüyor ve daha da beteri, bazen bilimin geçeğin araştırması olduğunu açıklıyorlar. Bundan daha büyük bir çarpıtma olamaz. Bilimsel filozofların çoğuna göre bilim gerçeğin araştırılması değil, paradigmaların araştırılmasıdır. Her paradigma da yerini başka paradigmalara bırakır. O zaman 21. yüzyılın başında antigraviteyle ilgili araştirmalar hakkında neyi hatırlamak önemlidir? İnsanoğlunun yerçekimini sabit bir gerçek veya kalıcı dinsel bir doğma olarak görmediğini, onu aşmaya ve bulunduğumuz alanda değil, hareket şekilleri aramaya çalıştığını hatırlamak önemlidir.

Gelişmiş aletler ve yeni bir yerçekimi anlayışını kullanarak sınırlayıcı kavramların kısıtlayıcı sınırlarını ortadan kaldırmaya, hatta daha fazla direniş veya çekiş gücü olmadan insanlar alanların üzerinden atlama yolları bulmaya çalışıyor. Buna benzeyen yeni bir düşünce tarzı, doktorasını Harard Üniversitesi’nde yapan genç araşturmacı Lisa Randall’in şaşırtıcı çalışmalarında da bulunur. Randall, günümüzde fizikte en çok alıntı yapılan makalelerinde (RS-1 ve RS-2) yerçekiminin bildiğimiz üç boyuttan (uzunluk, genişlik, derinlik+zaman) farklı bir boyutta yer aldığını öne sürdü. Gözlerimizin gördüğünden çok daha fazla boyut olduğunu belirten sicim kuramını temel alarak yerçekiminin enerji kaynağının beşinci boyutta olduğunu hesapladı (uzay-zamanda 5. membran). Bu boyutun büyüklüğü en fazla 10-31 cm. Randall her kuvvet ve parçacığın bizim boyutlarımıza bağlı olduğunu, ancak yerçekiminin o boyutta toplandığını ve bize Anti-De Sitter Uzayı aracılığıyla ulaştığını iddia ediyor. Yerçekiminin teorik olarak çok daha kuvvetli ölçülmesi gerekirken, bizim boyutlarımızda bu kadar hafif ölçülmesini ancak böyle açıklayabiliyor. Bu iki makale onu genç yaşta profesör yapti ve geniş araştırma fonları elde etmesini sağladı.

Yerçekimi anlayışımızda birtakim gelişmeler söz konusudur. Neredeyse yıkıcı bir niteliğe sahip bu bilimsel hareketliliğin insan uzayında geniş kapsamlı değişikliklere yol açma ihtimali o kadar yüksek ki, bence bu gelişmeleri göz ardi edemeyiz. Yoksa Millikan gibi hata yapıp gelecekte olanana inanamayabiliriz.

Toplu ulaşım araçlarından elektrik kaynaklarına kadar daha hafif ağırlıktan nasıl yararlanılabileceğini düşünmemiz gerekir. Bu teorilerin doğruluk ihtimali küçük bile olsa, merkezi bilimsel akımın bazen yaptığı gibi, bu alan bir köşeye itilmemelidir. Yerçekimini kontrol etme olasılığı gerçekleşirse, bunun uzay yolculuklarına muazzam bir etkisi olacak. Yıldızlar arası yolculuk olağan bir gerçeğe dönüşecek. O zaman yerçekimi kuvveti bizi ezmeden ışık hızına erişebilir, vücudumuzdaki her atom aynı hzla hareket edeceğinden hızlanma duygusunu hissetmeyiz. Bu durumda dünyamız tamamen değişebilir.

Aslında yerçekimi kuvvetine karşı kuvvet yaratma ve yerçekimini kontrol etme fikri, yerçekimi kurallarını değistirmez. Einstein İzafiyet Teorisi’nde hızla dönen her cismin yerçekimi kuvvetini değiştirebileceğini tahmin etmişti. Sorun, onun hesaplarına göre bu değişimin ölçülemeyecek kadar küçük olmasıydı. Süper-iletkenin karmaşık yapısı acaba bu etkiyi büyütebilir mi? Randall’ın çılgın teorileri olmadan sırf bu kısayorum bile hayatımızı tamamen değiştirebilecek teknolojiler üzerinde çalışmayı teşvik edebilir. Büyük ihtimalle uzaya çıkan asansörlerden farklı maddelerden yapılmış yollara ve ağırlığımızı azaltan ayakkabılara kadar çok garip şeyler göreceğiz.

Kaynak: 2050 – Prof Dr. David Passig

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir