İnsan bebekler dünyanın aptal ve çaresiz varklılarından biridir

Tam bir psikopat dışında hiç kimse, günümüzün “modern” dünyasında insan bebeklerin, türlü deneylerde kullanılmasına, köpeklere ve domuzlara yapıldığı gibi köleleştirilmesine, öldürülmesine veya ateşe verilmesine sessiz kalamaz!

Acı, ıstırap ve duygular göz önüne alındığında, tüm hayvanlar (insanlar, dört ayaklılar, kuşlar, yılanlar, balıklar ve diğer su canlıları, amfibiler ve böcekler) birbirine eşittir.

Bu nedenle, diğer masum varlıklara yönelttiğimiz kasıtlı acıyı, ıstırabı azaltmak ve ortadan kaldırmak toplum olarak öncelikli amacımız olmalıdır.

Sadece insan bebeklere tanınan yaşama ve ızdırapsız yaşama hakkı, bir insan bebekten çok daha zeki olan diğer varlıklarında hakkıdır. Bunu kabul etmemek kadar absürd bir yaklaşım olamaz.

Neyse ki Descartes’ın hayvanlar hakkındaki fikirleri uzun zaman önce çürütüldü. Descartes’ın fikirleri belki sadece bazı bitkiler için geçerli olabilir. (Descartes hayvanları düşünemeyen, duyguları olmayan bir makine gibi tanımlar! )

Böceklerden balinalara kadar tüm hayvanlar rasyonel, farkında, öz-bilinçli ve zeki varlıklardır. Özellikle acı ve mutluluk gibi bir dizi duygular yaşarlar.

2015 yılında, Japonya’nın Kwansei Gakuin Üniversitesi, arkadaşlarını boğulmaktan kurtararak, saf özgecilik sergileyen sıçanların bir çalışmasını yayınladı. (özgecilik: başkalarını düşünme)

Bu deneyi yapan irrasyonel, dünyadan habersiz, aşağılık araştırmacıların, sıçanları boğmaya çalışmadan da bunu anlayabilecekleri bir zekaya sahip olmamaları çok kötü.

Sosyal adaletin tarihini incelerseniz, geçmişte de insanların rasyonellik ve zekası hakkında yapılan birçok aptal tartışma görebilirsiniz. Tarihte bu tür tartışmalar genelde ezilen insanlar özgürlük talep ettiğinde ortaya çıkmıştır. (örn: Zencilerin beyazlara eşit olamayacağını iddia edenler)

Kurbanların ve ezilenlerin tepkilerine ve bu yanlışı farkeden insanların taleplerine, sömüren ve ezen taraftan verilen yanıt her zaman, kurbanlarının acı çekmesini, acı hissetmesini veya zeki olduğunu inkar etmek şeklinde olmuştur. Sömürdüğü varlığın acı çekmediğini iddia etmek, köleleştirme ve cinayete kayıtsız kalınmasını ve eylemlerin suç olarak görülmemesini sağlamıştır.

Bu aşağılıklar şöyle düşünür: “Sen sayılmıyorsun çünkü eksiksin. Fark etmezsin çünkü aptalsın. Acılarına gülüyorum. Ne zaman istersem seni öldüreceğim. Seni ve aileni satabilirim. Değersizsin. Sana kötülük yaptığımı bile farkedemezsin. Bunu sana benim yaptığımı bile düşünemzsin. Sana karşı neden nazik olmam gerektiğini bana kanıtla. Özgür olmayı hak ettiğini bana kanıtla.

Bu yüzden mağdurlar (arılar, ıstakozlar, inekler, domuzlar, siyahlar, kadınlar, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler, cadılar, Çingeneler, Ruandalar, vb.), birbirlerinden farklı olmalarına rağmen eşit acılar çektiler.

İnsanoğlu haricindeki varlıklar, işkence görmek istememek, sömürülmemek, öldürülmemek gibi, insanların net olarak anlayabileceği taleplerde bulunamazlar, hak iddia edemezler ancak; ancak bu, bu varlıkların iddialarının asla meşru olmadığı anlamına gelemez. Unutulmamalı ki, insan bebeklerinin hakları (örneğin, laboratuarda yanık deneylerine maruz kalmama hakkı), hiç bir mahkemenin aksini iddia edemeyeceği bir biçimde açık ve nettir.

İşte hayvanların zekasını gösteren bir örnek.

Daha fazlası da var ancak bir makaleyle iletilebilmesi zor.

Discovery Channel’da karıncalar hakkındaki belgeseli seyretmiş olabilirsiniz. Bir sel baskını esnasında, birkaç yüz karınca dikkatli, metodik ve rasyonel bir şekilde sal formu oluşturmak için birbirine kilitlendi. Sonra, birkaç karınca kraliçe karıncaya salın tepesine kadar eşlik etti. Karıncalar, gövdeleri ile salı oluşturan karıncaların hayatı pahasına, ancak kraliçeyi korumak ve böylece koloninin hayatta kalmasını sağlamak için güvenli bir şekilde yüzdüler. Bu davranış rasyonel düşünceden ibaret değildir, aynı zamanda özgeciliktir. (başkalarına yardım etme ), yani insanlarda nadiren rastlanan bir erdemdir.

Karıncalar, arılar ve böcek dünyasının geri kalanı, gezegendeki en zeki varlıklardır. Bu varlıkların kolonilerinin bir üyesini tehdit edin ve tüm karınca topluluğununun balistik davranışını seyredin. Saldırı altında olduklarını, acı ve ölümden kaçınmanın en iyi yollarını bilirler.

Hayvanlardan farklı değiliz, hatta insanlık tarihinde onlara hükmetme, zulmetme hakkımız olduğuna dair tek bir kanıt bulamazsınız. Bu dünyadan aldığımızın çok azını geri veriyoruz. Bugün bu gezegende var isek bunu diğer varlıklara da borçluyuz. İşin gerçeği, insanoğlu bu gezegendeki en gereksiz, en aşağılık yaratık haline gelmiştir.  Tamamen yok olduğumuzu bir düşünün! Bir kaç yıl içinde gezegen cennet olur.

İnsan yaratığının istilasına rağmen hayatta kalan hayvanların şu şekilde düşündüğüne şüphe yok:

“Ey İnsanlar; tüm matematiksel becerileriniz, geniş bir lisan ve teknolojinizle, siz iki ayaklı embesiller, 100 metrelik bir dalganın geldiğini nasıl da anlayamıyorsunuz, Ey aptallar?”

Hayvanların tsunami vurmadan önce kaçmaları içgüdüsel değildir. Sadece dikkat ediyorlar. Bu dünyayı anladığını sanan içgüdüsel insan robotların aksine, onlar çevrelerinin farkındalar. Konu teknolojiye gelince “en üstün olan” insanlar!? Farkındalık söz konusu olduğunda ise, bir hayvanın kıçındaki tüylere yapışmış bir tutam pislik kadar farkındadır insan. Ve dürüstlüğe gelince, insanlar virüslerle eşit durumdalar.

Hayvanlar ve böcekler kendilerinin farkında değilse, o zaman bu işler nasıl yürüyor, hayatları nasıl devam ediyor? Eğer ağrı hissetme yetisine sahip değillerse, o zaman ne hissediyorlar? Yemek yeme, uyuma, su içme, hayatta kalma, barınak bulma, ev kurma, kendilerini savunma ve birbirlerini koruma içgüdüsel davranışlar değildir. Onlar eylemlere bağlı düşüncelerdir. İçgüdüsel olarak hareket eden insan hayvanının çok azı kendisi için düşünür ve rasyonel sonuçlara varır. Bir insanı büyük bir MacBurger için McDonald’s’ın içine çekmek rasyonel bir düşünce değildir. Çünkü medya, hükümet, okullar ve ebeveynler çeşitli vasıtalarla insanlara bunu dayatır.

Eğer insanlar rasyonel olsaydı, hayvanları, doğayı ve kendisini öldürmezdi!

Kaynak: adaptt.org, Gary Yourofsky

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir